17 Ağustos 2025 Pazar

Bir bayram olmaz mı? Yeni yüzler?

 

Yorgun ülkenin yorgun insanları olarak bir yazın daha sonuna geliyoruz. 2-3 haftaya okullar açılacak, ardından çocuksuz aileler gidip gelecekler ve tahmini 1 ay sonra herkes şehrinde rutinine dönecek…

Hazır mıyız rutine? Kendini hazır hisseden, tatilde moral ve enerji depolayan var mı, bilemiyorum… Ama sonuçta unutulmaması gereken tek bir nokta varsa, o da hayatın devam ettiği… Türkiye’de yaşıyoruz, zorluk derecesi oldukça yüksek ve yükseliyor… Ama kaçış yok, olmamalı…

Ülke sonuçta bizim… Her şekilde sorumluluk bilinciyle yaşarken olabildiğince de mutlu olmaya çalışmak lazım… Belki artık çok klasikleşti ama çağımızın en büyük illetlerinden biri stres…

Acaba içinizde stresli işler, dönemler sonrası sıkıntı yaşamayan var mı? Ya da… Sürekli daha iyisi olsun derken bu sıkıntıyı yaşamayan?

Böyle dönemler yaşamaktansa belki bazı şeylerden vazgeçmek, daha sağlıklı bir yaşam için çok daha mantıklı…

Bir dönem ayrılık sonrası İstanbul’a dönmek bile, ben gibi bazılarınızda stres yaratıyor olabilir. Uzak durmak lazım bu kafadan… Evet, Türkiye’de yaşam çok sıkıntılı. Her gün ayrı bir kötü haber. Haberler kabus. Neredeyse iyi bir şey olmayalı ayları geçti, yılları zorluyor ama… Ama işte… Hayat devam ediyor…

Vardır aileniz… Eşiniz dostunuz… Gerçek anlamda yanınızda olanların kıymetini bilmek lazım bu süreçte. Birlikten kuvvet doğacağını unutmadan mantıklı insanlarla omuz omuza yürümek size de iyi hissettirir…

Son dönemdeki yangın haberleri benim de sizler gibi içimi çok acıttı. Yanıp bitiyor her yıl, her taraf… Bir türlü gereken önlem alınamıyor…

Geçenlerde bir yerde öneri olarak okudum da çok aklıma yattı… Bir sürü bayram günümüz var. Doğanın bu kadar hasar gördüğü ülkemizde mesela bir de ‘Ağaç Bayramı’ adı altında bir gün yaşamamız çok mu zor? Hadi mesai günlerine kıyılamıyorsa, bir ayın bir pazarı tüm ülkede herkes ağaç dikmekle uğraşsa…

Ne dersiniz, geleceğe çok güzel bir miras olmaz mı?

 

 

BİR DAMLA FENERBAHÇE

 

Renkli eylül Fenerbahçe’yi bekliyor. Avrupa’da rota, Göztepe beraberliği ile kaoslu başlayan ligde gidişat ve kongre! Belli ki Fenerbahçe yine gündemden düşmeyecek…

Ali Koç başkan ve yönetimi bu sezona da bu kez transfer eksikliği sıkıntısıyla başladı. Para var, hoca var, transfer yok! Kadro geçen yıldan zayıf gözüküyor. Pazarlıkla oyuncu kovalanıyor ama İzmir’de olduğu gibi puanlar yitirilirse, kırılganlığı maksimumda olan ortamda bu kayıplar para ile getirilemez! Hele de kongre kapıdayken…

Aziz Başkan Fenerbahçe’ye 1998’de geldiğinde kongre üyesi sayısı 10 binin altındaydı. O gün 10 yaşında olanlar bugün 40’lara yaklaşıyorlar… Ve kongre üyelerinin sayısı 60 bine yaklaştı sanırım. Sıkı bir başkanlık yarışında 30-35 bin civarında oy atılması söz konusu…

Neden mi yazdım bunları?

Artık oy atacak yeni kuşak geçmişi yaşamamış kuşak. Ve görüyorum ki 3-4 ismin üzerinde dolaşan Fenerbahçe kulislerinin gündemi bu kuşağa çok itici gelmeye başladı. Çok insan var, Aziz başkanın ilk yıllarını yaşamayan, Ali Koç başkanın yöneticilik günlerini anımsamayan, Sadettin Saran’ın yöneticilik yıllarını bilmeyen. Bu dönemlerin detayından haberdar değiller ve olmak da istemiyorlar. Beklentileri artık yeni isimler, yeni yüzler…

Olmaz mı Fenerbahçe gibi bir ailede, elbette var ama köşe başları o kadar sert tutulmuş ki, bence ortaya çıkıp bunlarla uğraşmak istemiyorlar…

Bu nedenle aday olsun olmasın, herkes bilmeli ki 25 yılda 2 başkan yaşayan Fenerbahçe’de artık çok şey geride kaldı. Eğer bir görev düşünen varsa, yeni kuşağa yönelmeli… Aziz ve Ali başkanlar bunun farkında. Sürekli gençlerden bahsediyorlar ama gençler kırgın, üzgün… 10 küsur yıl şampiyon olamamış bir Fenerbahçe’yi hiç kimse düşünmemişti… Ve birbirlerini her fırsatta bu kadar yıpratan eski – yeni başkan ile yöneticilerin savaşı da beklentiler arasında yoktu…

Ne dersiniz?

Acaba yeni yüzler, yeni insanlar daha faydalı olmaz mı Fenerbahçe’yi ayağa kaldırmaya?

3 Ağustos 2025 Pazar

Baba - kız baş başa... Eylülde başkan...

 

Baba olduğumda, çoğu insan gibi, aklıma düşen ilk hayallerden biri de ‘Acaba ne zaman baba – kız bir tatil yapabileceğiz’ olmuştu. Sanırım bunu hedeflemeyen de yoktur…

Damla’yla ilk kez bu yıl, 15 yaşındayken kısmet oldu. Aslında, son yıllarda bir araya geldiğimiz yol arkadaşı dostlarımızın evinde ailece onları beklerken başlayan tatilimiz, eşimin 1 hafta İstanbul’a gitme zorunluluğu ile beni ve Damla’yı , Fındık ile bir dağ başında 1 hafta beraberliğe yöneltti.  

Bilmem Damla bu 7 günü ileride nasıl hatırlar ama süreç bana bu hayali kurmamda ne kadar doğru olduğumu gösterdi.

Damla artık bir evlatla arkadaş karışımına dönüştü. Uyku geldiği anlardaki sevimli huysuzlukları dışında o kadar güzel vakit geçirip yardımcı oldu ki, bana defalarca ‘İyi ki baba olabilmişim’ dedirtti.

Bir yaylanın en tepesinde beraber alışverişimizi yapıp sofralar kurmak, TV seyretmek, denize gitmek, temizlik yapmak… En güzeli sabah beraber kalkıp günü planlamak…

1 haftanın nasıl geçtiğini kendi adıma anlamadım bile…

Doğanın içinde yaşarken insanın sorumluluklarını ona hissettirmek ve ondan bunun karşılığını almak beni mutlu etti. Beraber çok daha rahat bir ortamda, sağda solda karnımızı doyurup da geçirebilirdik bu süreci. Ama babanın çocuğuna hayatın gerçeklerini göstermesi açısından bu zamanı böyle geçirmemizin çok daha faydalı oldu sanırım.

Başbaşa sohbetlerimizi hiç unutmayacağım sanırım. Kızımın ne kadar büyüdüğünü görürken onu daha yakından tanıma fırsatım da oldu.

Sonuçta…

Baba ve çocuğun böyle süreler yaşaması sanırım fazlasıyla gerekli. Eşimin, annemizin yanımızda olması elbette keyifli ama bu da çok farklıydı…

Damla ister mi bilemem ama umarım kendisiyle defalarca böyle günler yaşama şansı yakalarım… Büyüdükçe daha da keyifli olacağına eminim…

Ve tüm babalara canı gönülden böyle tecrübeler dilerim…

 

***

Sizlerden gelen yorumları dikkatle izliyorum. Bazıları isimsiz çıkıyor, kim diye merak ediyorum. Bunların takipçilerle beraber artması en büyük dileğim…

Gelen tavsiyeler doğrultusunda artık daha kısa yazmaya gayret edeceğim, ilk başlıca eleştiri bu oldu ;)

 

BİR DAMLA FENERBAHÇE

 

Yılın ilk ciddi sınavı, Feyenoord maçı geldi çattı…

Geçen yılın sonlarında ciddi eleştiriler alan, istifaya çağrılan başkan Ali Koç ve yönetiminin bu maça kadar bu kadar az transfer ve eksik kadroyla geleceği hiç aklımdan geçmemişti.

Üstelik kongre arifesi denecek bir dönemde, başkan adayı isimlerin bu kadar dolaştığı, hele de Aziz Yıldırım gibi ciddi bir tecrübenin ortada olduğu süreçte Feyenoord maçına bu kadroyla çıkmak… Aklımın ucundan geçmemişti…

Son günlerde yaşanan gelişmeler, bana Fenerbahçe’de muhalefetin yine başarısız olduğunu gösterdi. Eğer bu şekilde muhalefet olursa, kimse farklı yerlere çekmesin, Ali Koç eylül ayında yeniden başkan seçilir.

Fenerbahçe bildim bileli muhalefetin en sert ama bir o kadar da en yanlış olduğu kulüptür. Ve o yanlış politikalar her zaman iktidardaki isimleri daha güçlendirmiştir.

Feyenoord eşleşmesinde Hollanda ekibi kağıt üzeri favori. Ama söz konusu Fenerbahçe olduğu sürece beklenti her zaman vardır. Fenerbahçe futbol takımı bir bütün halinde kim olduğunu hatırlayıp ona göre mücadele ederse, turun geçilmemesi için herhangi bir engel olmaz…

Evet, kadro eksik, transferler hala sürecek gibi gözüküyor ama eksik dediğim kadro bu işi yapar mı yapar… Sadece Mourinho’dan başlayıp, futbolculardan tribünlere kadar herkesin doğru motivasyonu gerekli…

Sezon geneli içinse transfer şart…

Konuyla ilgili tek bildiğim transfer olacağı!

‘Fenerbahçe bir yıldız alacak ama isim veremem’ gibi komedi bir açıklama yapacak değilim. Yapanlar var ama onlar gazeteci değiller. ‘Gazeteciyim’ diyeceksin, sonra böyle konuşacaksın! Olmaz… Yanlış yol… Gazeteci duyduğunu, bildiğini yazar… Öteki türlü birilerine yardımcı oluyor demektir ki trollük de tam bu…

Siz siz olun, defalarca tekrarladığım üzere trollerden uzak durun ve prim vermeyin…