Yorgun ülkenin yorgun insanları olarak bir yazın daha sonuna
geliyoruz. 2-3 haftaya okullar açılacak, ardından çocuksuz aileler gidip
gelecekler ve tahmini 1 ay sonra herkes şehrinde rutinine dönecek…
Hazır mıyız rutine? Kendini hazır hisseden, tatilde moral ve
enerji depolayan var mı, bilemiyorum… Ama sonuçta unutulmaması gereken tek bir
nokta varsa, o da hayatın devam ettiği… Türkiye’de yaşıyoruz, zorluk derecesi
oldukça yüksek ve yükseliyor… Ama kaçış yok, olmamalı…
Ülke sonuçta bizim… Her şekilde sorumluluk bilinciyle
yaşarken olabildiğince de mutlu olmaya çalışmak lazım… Belki artık çok
klasikleşti ama çağımızın en büyük illetlerinden biri stres…
Acaba içinizde stresli işler, dönemler sonrası sıkıntı
yaşamayan var mı? Ya da… Sürekli daha iyisi olsun derken bu sıkıntıyı yaşamayan?
Böyle dönemler yaşamaktansa belki bazı şeylerden vazgeçmek,
daha sağlıklı bir yaşam için çok daha mantıklı…
Bir dönem ayrılık sonrası İstanbul’a dönmek bile, ben gibi
bazılarınızda stres yaratıyor olabilir. Uzak durmak lazım bu kafadan… Evet,
Türkiye’de yaşam çok sıkıntılı. Her gün ayrı bir kötü haber. Haberler kabus.
Neredeyse iyi bir şey olmayalı ayları geçti, yılları zorluyor ama… Ama işte… Hayat
devam ediyor…
Vardır aileniz… Eşiniz dostunuz… Gerçek anlamda yanınızda
olanların kıymetini bilmek lazım bu süreçte. Birlikten kuvvet doğacağını
unutmadan mantıklı insanlarla omuz omuza yürümek size de iyi hissettirir…
Son dönemdeki yangın haberleri benim de sizler gibi içimi
çok acıttı. Yanıp bitiyor her yıl, her taraf… Bir türlü gereken önlem
alınamıyor…
Geçenlerde bir yerde öneri olarak okudum da çok aklıma yattı…
Bir sürü bayram günümüz var. Doğanın bu kadar hasar gördüğü ülkemizde mesela
bir de ‘Ağaç Bayramı’ adı altında bir gün yaşamamız çok mu zor? Hadi mesai
günlerine kıyılamıyorsa, bir ayın bir pazarı tüm ülkede herkes ağaç dikmekle
uğraşsa…
Ne dersiniz, geleceğe çok güzel bir miras olmaz mı?
BİR DAMLA FENERBAHÇE
Renkli eylül Fenerbahçe’yi bekliyor. Avrupa’da rota, Göztepe
beraberliği ile kaoslu başlayan ligde gidişat ve kongre! Belli ki Fenerbahçe yine
gündemden düşmeyecek…
Ali Koç başkan ve yönetimi bu sezona da bu kez transfer
eksikliği sıkıntısıyla başladı. Para var, hoca var, transfer yok! Kadro geçen
yıldan zayıf gözüküyor. Pazarlıkla oyuncu kovalanıyor ama İzmir’de olduğu gibi
puanlar yitirilirse, kırılganlığı maksimumda olan ortamda bu kayıplar para ile
getirilemez! Hele de kongre kapıdayken…
Aziz Başkan Fenerbahçe’ye 1998’de geldiğinde kongre üyesi
sayısı 10 binin altındaydı. O gün 10 yaşında olanlar bugün 40’lara
yaklaşıyorlar… Ve kongre üyelerinin sayısı 60 bine yaklaştı sanırım. Sıkı bir
başkanlık yarışında 30-35 bin civarında oy atılması söz konusu…
Neden mi yazdım bunları?
Artık oy atacak yeni kuşak geçmişi yaşamamış kuşak. Ve
görüyorum ki 3-4 ismin üzerinde dolaşan Fenerbahçe kulislerinin gündemi bu
kuşağa çok itici gelmeye başladı. Çok insan var, Aziz başkanın ilk yıllarını
yaşamayan, Ali Koç başkanın yöneticilik günlerini anımsamayan, Sadettin Saran’ın
yöneticilik yıllarını bilmeyen. Bu dönemlerin detayından haberdar değiller ve
olmak da istemiyorlar. Beklentileri artık yeni isimler, yeni yüzler…
Olmaz mı Fenerbahçe gibi bir ailede, elbette var ama köşe
başları o kadar sert tutulmuş ki, bence ortaya çıkıp bunlarla uğraşmak
istemiyorlar…
Bu nedenle aday olsun olmasın, herkes bilmeli ki 25 yılda 2
başkan yaşayan Fenerbahçe’de artık çok şey geride kaldı. Eğer bir görev düşünen
varsa, yeni kuşağa yönelmeli… Aziz ve Ali başkanlar bunun farkında. Sürekli
gençlerden bahsediyorlar ama gençler kırgın, üzgün… 10 küsur yıl şampiyon
olamamış bir Fenerbahçe’yi hiç kimse düşünmemişti… Ve birbirlerini her fırsatta
bu kadar yıpratan eski – yeni başkan ile yöneticilerin savaşı da beklentiler
arasında yoktu…
Ne dersiniz?
Acaba yeni yüzler, yeni insanlar daha faydalı olmaz mı
Fenerbahçe’yi ayağa kaldırmaya?