23 Aralık 2011 Cuma

Labirent

Yakından tanıyanlar bilir ki yaşını yeni aşmış küçük bir kızım var. Dolayısıyla benim ve eşimin yaşamı bu ufak çaplı dostumuza endeksli durumda. Çocuk sahibi olanlar hak verir ki bu dönem bir daha geri gelmeyecek. Sonuç itibarıyla her anın keyfini çıkarmak için ciddi hassasiyet gösteriyoruz ve hiç şikayetçi değiliz. Hayatımda çok hobilerim, zevklerim oldu ama bu bir başkaymış gerçekten.

Bu yaşam düzeni içerisinde eski zevklerimize biraz ara verdik. Sinemaya gitmek de bunlardan biriydi. Ayda 1-2 film yetiyor bize şimdilerde.

Son olarak oynadığı ilk gün 'Labirent'e gittik. Hani bazı tipler var. 'Şu filme gittim, nefis. Mutlaka görülmesi lazım' ukalalığındakilerden değilim. Bu yaklaşımların asıl amaçının da 'Ben filme, sinemaya gittim' veya 'giderim' mesajını iletmek kaygısı olduğunu da düşünüyorum. Hatta bunu biraz daha ileri taşırsak şizofrenik bir durum. Her yaptığını ille insanların gözüne batırmak... Ben şurda şunu yedim, şunu içtim... Yakında bu yenilen içilenlerin nasıl çıkışının anlatılmasından endişe duyuyorum :)

Neyse... Filmde bir sahne dikkatimi çekti. Daha doğrusu o sahnede konuşulanlar... Başroldeki Meltem Cumbul ile Timuçin Esen 2 polis. Bir çorbacı sahneleri var. Oradaki sohbetleri... Neden polis oldukları... Mesleğin zorluğunu dile getirişleri. Ve yine de neden yaptıkları... Tam cümleler maalesef ki aklımda değil. Ama bana ders niteliğinde geldi...

Kime ders? Mesleğini yeni seçecek kardeşlerime...

Polislik ile gazeteciliği nedense birbirine benzetirim. Bir de rehberliği. Kısa dönem rehberliğim oldu. 2 yıl kadar. Sonra 17 yıla yakın gazetecilik. Mesaisiz meslekler bunlar. Fazlasıyla özveri istiyorlar. Genç yaşta başlıyorsun. Filmde dile getirildiği gibi... İlk başlarda kendini farklı bir yere koyuyorsun. Sanki dünyayı kurtaran, yönlendiren insansın. Gazetecilik yönünden bakalım... Sanki yaptığın haber konunun tüm gidişatını etkiliyor gibi gelir. Farklısındır başlarda... Öyle hissedersin... Sonra yıllar geçer... Şöyle bir geriye bakarsın... Yaptığın herşey geride kalmış. Yenilerini yapıyorsan değer verilirsin. Durduğun anda insanlar seni bir anda unutuverir. Bu arada yıllar gücünü, zindeliğini beraberinde götürür.. Ve bir karar noktasına geliverirsin: Tamam mı devam mı?

Çoğunluk devam der.... Çünkü bu meslekler virüslüdür. Mikrop içerircesine seni kendine bağlarlar.

Polissindir... Sanki senden başkası olayları çözemez...

Rehbersindir... Sanki senden başkası oraları anlatamaz, o insanları taşıyamaz...

Gazetecisindir... Sanki senden başkası o haberi o kadar doğru yapamaz...

Hepsi boş... Önemli olan yaşamı keyifiyle yaşamak. Ve bir meslek seçerken kişinin aynada gördüğü silüete uygun bir meslek seçmesi...

Genç kardeşlerim var, mesleğimizin ilk dönemlerinde... Veya başka mesleklerin... Bu filme giden olursa o çorbacı sahnesinde konuşulanları biraz farklı dinlesinler. Bana son derece yapıcı geldi o konuşmalar...

Ben doğru meslek mi seçtim? O da bana kalsın...

Sağlıcakla...  

2 yorum:

Tuncay Kasikci dedi ki...

genc arkadaslar umarim meslek secerken söylediklerinizi dikkate alirlar..dünyayi degilde belki kiyiya vurmus bir denizyildizini kurtarmanin daha önemli oldugunu kavrarlar..disardaki insanlardan cok ic huzur icin daha önemli meslek ...

Adsız dedi ki...

Huzurla yapılan bir meslek o denizyıldızını kurtarmaya yetebilir. Sonuçta önemli aynanın devliği değil, doğruyu göstermesi sanırım...
DD