Her zaman saygıyla anarken özlemini duyduğum babam uzakyol
gemi kaptanıydı… Çocukluğumun belli bir kısmında zaten yoktu… Şimdi artık umut
da yok gelmesi, bir kez elimi tutması için… Oysa o kadar da ona ihtiyacım
varken…
Zamanının efsane şirketi DB Deniz Nakliyat’ta başladı, orada
emekli oldu. Zaten onun döneminde çok da fazla seçeneği yoktu. Nakliyatın
simgesi ‘Sarı Baca’ onun için devlet anlamı taşırdı ve kaptanlık yaptığı sürece
ondan asla ayrılmadı. Sonra karaya geçti, farklı yerlerde çalıştı mesleğiyle
ilgili…
20’li yaşlarımın başına kadar babamın gemicilik yaşamıyla
büyüdüm. Onun denizdeki arkadaşlarının içindeydim hep. Kulaklarımda sürekli
onların hikayeleri vardı. Denizcilik yaşamının hep içindeydim…
Çocukluğum boyunca ben de babam gibi ‘kaptan’ olma hayalindeydim.
Babam babasının izinden yürümüştü. Yanlış bilmiyorsam onlar kaptanken dünya
denizlerinde gemileriyle birbirlerinin yanından geçen ilk Türk baba oğuldular.
Babam babasının 4. kaptanlığını da yapmıştı. Ben o yoldan yürüyemedim. Nedeni
göz rahatsızlığımdı…
Babam vefat ettiğinde ciddi bir kalabalık vardı. Denizci
arkadaşları, eşleri, onların çocukları, torunları… Babamı son yolcuğunda yalnız
bırakmamışlardı.
Aradan 10 yılı aşkın bir süre geçti. Zaman zaman babamın
arkadaşlarından, onların ailelerinden haberler alıyorduk ama… Doğal olarak
kopma olmuştu benim adıma…
Derken geçenlerde babamın rahmetli yol arkadaşlarından
Ercüment amcanın oğlu aradı. Beni tahminen en son 32-33 yıl önce görmüştü.
Şaşırdım. O rahmetli babasının anısına, mesleğine benden daha saygılı bir duruş
göstermiş. Bunu son 10 gün içerisinde anladım. Facebook’ta bir grup
kurduklarını ve babam zamanının efsane denizcilerinin yaşayanları, çocukaları
için bir iletişim içine girdiklerini söyledi. Saydığı bazı isimler vardı ki
şaştım kaldım… Burada yazmamın anlamı yok, onlar kendilerini bilir. 1 hafta
boyunca onları görmek için sabırsızlandım. Organizasyonu da üstlendim…
Sayı belki az gözükmüştür size... Ama tohumları 40-45 yıl önce atılmış dostlukların uzantısı olarak biraraya gelmiştik...
Kaptan Ömür abinin efsane Refik kaptan amcanın elini öperken
‘Nasılsınız beybaba kaptanım’ deyişi…
Denizcilik yapmış isimlerin vefat etmiş arkadaşlarının
çocuklarına gösterdiği sevgiyi…
O çocukların aynı şekilde o isimlere gösterdiği saygıyı…
Gece boyunca o kadar içilmesine karşın kimsenin sarhoş
olmayıp çizginin hep aynı noktada tutulması…
Yaşanan unutulmaz anıların dile getirilişi…
Senin – benim zamanım kavgası yapılmadan herkesin iş ve
yaşam emeğine aynı saygının herkes tarafından gösterilmesi…
Babasını yitirmiş isimlerin (ki birisi benim) babalarıyla
ilgili anıları ağzı açık dinlemeleri…
Hangisini anlatayım…
Denizcilik bir yaşam biçimidir… Denizciler, hele zamanın
Deniz Nakliyat emekçileri bir ailedir… Bunları bir kez daha görmekten mutluluk
duyarken babam adına da gurur duydum… İyi ki zamanında böyle bir ailenin içinde
yer almış ve ne şanslı ki nankör olmayan bir meslek seçmiş o dönemler için…
Sonra kendimi düşündüm… Kendi meslek ailemi… Başkalarının
meslek ailelerini, dünyalarını…
Onlar 70’ler, 80’lerde yaşamışlardı… Bizler 2000’li yılları
yaşıyoruz. 20-30 yıl sonra benim kuşağım ya olur ya olmaz… Acaba benim o gecede
yaşadığım sıcaklığı, saygıyı ben veya ailem bir şekilde hissedecek mi?
Ya da her ne iş yapıyorsanız… Sizler…
Yaşam biçiminize ne kadar sevgi hissedip saygı duyuyorsunuz
gündeminizde…
Hepimizin ağzında vardır, ‘Herşey çocuklarım için’ cümlesi…
Lafta kalıp kalmadığını tartmakta fayda var… Babam maddi fazla bir şey
bırakmamış da olsa… O gece anladım ki bana manevi olarak çok önemli bir geçmiş
bırakmış ki bu bana gurur veriyor… Evet geçmiş yenmez, içilmez, satılmaz… Ama…
İşte o ‘ama’yı anlamakta fayda var…
Bugün öyle ya da böyle yaşıyoruz… Ama gelecekte de
canlarımız, kanlarımız, dostlarımız tarafından anılmak için farklı bir dünya da
kurabiliriz kendimize…
Belki biraz karışık oldu ama… Bazen hayat değerlendirmeleri
de yapmalıyız sanırım…
Teşekkür Hakkı Çek… Yani Hakkı abi… O anlamlı gecenin mimarı
oldun…
Ancak devamını da isteriz elbette…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder