2 Ağustos 2014 Cumartesi

Erkan...

Cumhuriyet gazetesinin çekirdek spor servisinden dönemin güçlü Sabah gazetesine gelmiştim. 2000’li yılların başlarıydı… Gerçekten dev bir kadroya dahil olmuştum. Heyecanlıydım. Sima olarak tanıdıklarımın yanı sıra tanımadığım emekçiler de vardı…
İlk günlerden birinde ‘Baba hoş geldin’ dedi Erkan Koyuncu… ‘Baba’ kelimesi sanırım onun klasiğiydi… Zamanla daha yakından tanıdım…
Vefatı sonrası bazılarının dediği gibi gerçekten ‘hamal’ bir foto muhabiriydi. En zor, sıkıcı görevleri ona çaktıklarında, ‘Napalım baba’ der, gitmemezlik de etmezdi…
Milli takım deplasmanlarımız oldu… Beraber kamplarda kaldık. Bir gün bile kafasına göre kaybolmazdı. ‘Tamam mı baba, iş bitti mi artık, çekilecek bir şey olur mu’ diye sorardı. Yok cevabını almadan o makinesini elinden düşürmezdi. Sonra keyfine bakardı.
Keyfine bakarken yanındakileri de rahatsız etmekten hep endişe duyardı. Baktı ki rahat edemiyor, kaybolur giderdi. Bazen aramıza zorla alırdık.
Küs olduğu bir kişi bilmem Erkan Koyuncu’nun. İstediğimiz kadar takılırdık, kızmazdı. Ama ustaca bir seviyeyi de koyardı, böylece kendisiyle yüz-göz olunmasının önüne geçerdi…
Genelde giydiği gömleklerinin sol üst cebi her zaman dikkatimi çekmiştir… O küçüçük cebe parasını, sigarasını, bazen oynadığı altılı kuponlarını, notlarını, kalemlerini, akla gelebilecek her türlü cep malzemesini sığdırırdı… Bir deplasmanda dayanamadım, ‘Ya Erkan şunları çantana koysana’ dedim… Malum sakinliğiyle ‘Böyle de sığıyorlar, niye ki’ dedi… Cevap bulamadım…
Kayseri onun için özeldi… Hanımının memleketi… Beraber gitmişliklerimizde ‘Gel baba, evde bir mantı yedireyim sana’ derdi.. O kadar üzerine titrerdi ki misafirinin, rahatsız olmamak elde değildi…
Dosttu, iyi kalpliydi, iyi insandı Erkan Koyuncu…
Daha Süleyman Gültekin’in yokluğuna alışamamıştık ki…
Artık Erkan da yok…
7 Nisanda Süleyman… 2 Ağustos’da Erkan…
Beraberce Sabah Spor Servisi’nde gerçek anlamda mesleğin emekçiliğini yaşadığım insanlar…
Kelimeler anlamsız… Bu kadar ucuz olmamalı ayrılıklar…
O dev spor servisi şimdilerde ayrı bir kimlik ve kadroyla yayıncılığını sürdürüyor. Çok ayrılan ve gönderilen oldu… Ama Süleyman gibi, Erkan gibi ayrılıklar kahrediyor…
İstanbul dışında olduğumdan uzaktan takip ettim Erkan’ımızın yaşadıklarını, aramızdan vedasını…
Bazı iddiaları da…
O tür kapıların konsolosluk veya benzeri yerlerde olduğu iddia ediliyor, güvenlik nedeniyle… Doğruysa… Galatasaray veya benzeri kulüpler… Kimi kimden koruyorlar? Milyonluk kapıları kullanmak da bir eğitim gerektirir… Adı ‘özel güvenlik’ olmasına karşın 1000-1500 lira maaşla çalıştırılan bu kişilere acaba o kapıları acil durumda nasıl idare edecekleri hiç öğretildi mi?
Yine bir iddia… Kahredici kaza sonrası Erkan’ın yakınlardaki özel hastaneler yerinedaha uzaktaki bir devlet hastanesine taşındığı söyleniyor… Keşke özel hastanaye götürülüp Erkan kurtarılabilseydi de… De’si şu… Bugün kaç gazetecinin özel sağlık sigortası var? Eğer Erkan özel bir hastanede hayatta kalabilseydi… Çıkan fatura ne olacaktı?
‘Elbet birileri öderdi’… Evet öderdi de… Niye risk altındaki meslek grubunda gösterilen gazetecilerin, muhabirlerin özel sigortası zorunluluğu olmaz? Bunu anlatabilir misiniz?
Süleyman’ı yitirdikten sonra kimler acaba ailesine bir el uzattı, bir hatır sordu… Yakın arkadaşları dışında… Erkan’ın ailesi ne olacak bundan sonra?
Sabah Gazetesi’nde çalıştığım bir dönem komuta TMSF’deydi… Hepimizi özel sağlık sigortası altına aldılar. Sevinmiştik… Büyük güvenceydi… Sonra Çalık Grubu geldi… Hakkımı helal etmeyeceğimi yinelemekten bıkmayacağım Serhat Albayrak da yönetimde. Kısa sürede sağlık sigortaları iptal oldu… Çalışana bakış açılarını ortaya koymuşlardı…
O açıların farklı boyutları da zamanla hep ortaya çıktı zaten… Sonuçta gazeteciler değersizleşti maalesef…
Süleyman, Erkan… Bu kardeşlerimizin acısı ailelerinin ve gerçek anlamdaki cefakar meslek arkadaşlarının içini burkuyor… Kimse kusura bakmasın, gerisi bana sahte geliyor. Erkan’la bir çay içmemiş isimlerin gözyaşlarını ayırabiliyorum. Ve çok üzülüyorum, kızıyorum… Patronlara, müdürlere… Yaşayanımıza sahip çıkamayan bir meslek grubu oldu gazetecilik. Kaybettiklerimize mi sahip çıkacağız?
Güle güle babadan gazeteci Erkan Koyuncu… Allah ailesine sabır ve kuvvet versin…
B
aşınız sağolsun Erkan’ın gerçek dostları…
Biz artık öksüz bir meslek grubuyuz… Ve giderek azalıyoruz…  

Dilerim yaşanılan acılar artık son bulur…

Hiç yorum yok: