4 Ağustos 2014 Pazartesi

Etti 3 yıl...

5 Ağustos 2011’di… 19 yılı aşkın emek verdiğim mesleğimin, gazeteciliğimin en kara günü… 9 yılı aşkın çatısı altında çalıştığım Sabah gazetesi ile o gün yollarım ayrılmıştı. 20 günü aşkın bir kabus sonrası binadan çıkarken içimde en azından o kaostan kurtuluyor olmanın rahatlığı vardı. Ama bir yandan da nereye savrulduğumun bilinciyle hissettiğim o tarifi zor sızı…
Alnımın akıyla yaptığım işim, ekmeğim, bir kişinin buyruğuyla elimden alınmıştı. Hatam olsa neyse de bir hiç uğruna tüm düzenim, hayatım allak bullak edilmişti.
O günler etrafım çok kalabalıktı… ‘Yanındayız, sana iş yok mu, senin gibi birine bu yapılmamalıydı’ tarzında her türlü destek dile getiriliyordu…
Tam 3 yılı tamamladım… Anlatmakla bitiremeyeceğim ve değil yaşamak, asla hatırlamak istemeyeceğim 3 koca yıl…
Varmış yazgıda, yaşıyorum…
Fenerbahçe muhabirliği yapıyordum. Sevenim, sevmeyenim vardı. Yüzüme karşı olmasa da arkamdan konuşanın da çok olduğunu biliyordum. Açıkcası zaman zaman ayırmakta zorlanıyordum. Gazetecilik öyledir. Çok pohpohlanırsınız. Biraz iyi niyetliyseniz, yüksekten uçmak o kadar kolaydır ki… Mutlaka benim de uçtuğum dönemler olmuştur ama açıkcası ayaklarımı hep sağlam basmaya çalışırken dost edinmekti ilkem…
Şimdi bakıyorum etrafıma… Kalmış dostlarımla mutluyum. Burada tek tek isim vermek doğru olmaz. 1-2 ismi unuturum. Bu da beni çok üzer…
Hakkımda öyle ya da böyle zamanında konuşan herkes bugün durum değerlendirmesi yapsın. Kalben rahat olanlar zaten yanımda.
Çok garip şeyler yaşadım bu süreçte. Müdürler, patronlar vardı çalıştığım dönemde, ‘Deniz çok iyi muhabir’ derlerdi. Nedense sonra onların mesleklerinde açıkta kalmış birilerine karşın en ufak bir çabalarını görmedim. Açık konuşmak gerekirse… Değiştirmediğim, inandığım bir habercilik tarzım vardı. Beni de pek yanıltmadı bu tarzım. Ama Fenerbahçe’de birilerinin işine gelmediğinden hep yıpratılmaya çalışıldım. Sağolsun, çalıştığım 4 müdürüm bana inandıkları ve haklı olduğumu bildikleri için hep bana sahip çıktılar. Ama işsizlik sürecimde bana el uzatan kimse şimdilik çıkmadı. Çünkü benle çalışmak demek bazılarını karşılarına almalarını gerektirirdi ki buna ne gerek vardı! O zaman bana niye zamanında uzaktan iltifatlarda bulundular, asla çözemedim. ‘Yalancıdır Deniz’ deselerdi keşke…
Geçtiğimiz günlerde yine bloğumda ‘Duruş’ başlıklı bir yazı yazmıştım. Ben de gazetecilik sürecimde mesleğimle ilgili duruşumu hiç bozmadım. Oysa o kadar çift karakterli insanlar gördüm ki… Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım’ı yanımda eleştiren onca kişi an geldi hep Yıldırım’ın yanında yer aldı. Hatta şu an bile Aziz Yıldırım’ın yanında yer alan o kadar insan biliyorum ki Yıldırım’ın ‘Fenerbahçe düşmanı’ diye nitelendirdikleri muhalefet isimlerin yanında gizli gizli çaya çorbaya gitti. Hala da gidiyorlar. Öyle bir sahte dünya karşısında ben duruşumu bozmadım, inandığım yerlerde yer aldım…
Faal gazeteci iken şike haberlerinden spor muhabiri olarak uzak durdum. Hukuk, polis muhabirliği bana uzak olduğundan. Takipte kaldım. Bir tek şeyi savundum: Bu işte kimin adı geçiyorsa, camiasını, futbolu kaosa sürüklememek adına bir süre sahalardan çekilmeliydi. Nasıl olsa dönüş yolu açıktı. Şu an konum değil ama şu an bakıyorum da şike muhabbeti hala bir açıklığa kavuşamadı. Futbol dünyası ise kaos ve birbirinden nefret insanlarla doldu taştı… Neyse…
Muhabirliğim süresince belli kesimler tarafından hep birilerinin maşası olduğum nedeniyle uyarıldım, nasihatlarla veya tehditlerle karşılaştım. Kullanıldığım söyleniyordu. Şimdi bakıyorum da o maşası olduğum iddia edilen kişiler 3 yıldır yanımda. Diğerleri farklı güçlerin peşinde. Hele o sanal ortam tosunları… ‘Kullanılıyorsun, yüzüne bakmazlar’ görüşü altında neler yazdılar, çizdiler… Güldüm geçtim. Tosunlar da bilsinler ki onlar dostumdu ve hala dostlarım. Daha bana ne kadar katlanırlar bilemiyorum ama hayattan bezdiğim anlarda bile onların verdikleri moralle yaşam mücadelemi sürdürüyorum…
Çalışırken de ayrıldığımda da yaşamımda dostlarım vardı. Gerek meslekten, gerekse farklı yerlerden. Yanımda kendilerini hissettirenlere gönül borcum daimidir. Düş kırıklıklarım da baki! J
 Cumhuriyet gazetesine genç yaşımda ciddi emek verdim. Kurum olarak şu süreçte beni düş kırıklığına uğrattı. Açıkcası buna çok üzüldüm. Ama kardeş dediklerim yanıltmadı ki bu büyük mutluluk oldu.
Yine bloğumda ‘Niye gazeteciliğe devam etmiyorum’ diye bir yazı yazdım. Arayanlar, duyduklarım bana gösterdi ki Sabah gazetesinde de ciddi dostlarım olmuş.
Ayrılma nedenimi tekrar etmeme gerek yok. Onla da ilgili diyeceğimi yine bloğumda yazmıştım. İpimi çeken Serhat Albayrak’ı bu 3 yılın büyük çoğunluğunda andım. Haklı bir yönü olabilir mi diye tarttım ettim… Bulamadım… Ah’ım hep üzerinde olacak. Başkalarının ki de… Bu konuda tek olmadığımı biliyorum. Benle beraber ona hakkını helal etmeyecek çok gazeteci, insan var. Bir yönetici olarak amacı nedir, ulaştı mı ulaşamadı mı bilemem… Ama bir patron olarak görüntü bence ortada…
Bu 3 yıllık süreçte çok arkadaşım işsizliğe itildi. Bir de aramızdan ayrılanlar oldu. Son olarak Erkan… Daha Süleyman’ı unutmadan… Gazetecilik kan kaybederken belki de şanssızlığım meslek adına hiç olumlu bir şey yaşanmadı… Yeni bir gazete, yeni bir kan olmadı… Aksine kapanan kapanana… Kendi branşıma gelince… Fenerbahçe’nin 15 yıllık yönetimi hedefine yaklaşmaya başladı, kendi cephesinde medya gücünü arttırdı. Düzenin adamı olanlar çoğunluğa geçti.
Sabah’a geçtiğimde ciddi bir haber yarışı yaşardık aramızda. Kimse kusura bakmasın, özel haber belki de yüzde 80 azaldı. Bu tablo geniş anlamda tüm medyaya da yansıdı kanımca…
Bu durumda sanırım fazla da gazeteciye gerek yok artık!
İyi veya kötü adamımdır, huylu veya huysuzumdur bilemem… Tek bildiğim… Alnımın ak olduğu ve inandığım doğrultuda zamanında iyi habercilik yaptığım…
Durum böyleyken ben ve benim gibilerin meslek dışı kalması beni çok şaşırtmıyor…
Çok sevdiğim arkadaşlarım hala yollarına devam edebiliyor. Gaz- pedal dengeli gidiyorlar artık… Dilerim hepsi sonuna kadar gider, ekmeklerinden olmazlar…

Bu bir gazetecinin en kara gününün 3. yılında yazdığı bir iç dökme yazısı oldu… İyi ki eşim, ailem ve dostlarım var… Ve bu süreçte en büyük ilaçım olan kızım…

2 yorum:

Adsız dedi ki...

İç burkan, net bir yazı. Bir de tavsiyem olsun. Zaten bünyesine almamak için her türlü ali-cangizin oynandığı bu camiadan uzaklaş hem de koşar adım.

Deniz Derinsu dedi ki...

Elbette uzaklaşmak da bir çözüm.. Ama 20 yıl bu işi yapmış birinin alternatifi de çok olmuyor, olamıyor :( DD