5 Ağustos 2011’di… 19 yılı aşkın emek verdiğim mesleğimin,
gazeteciliğimin en kara günü… 9 yılı aşkın çatısı altında çalıştığım Sabah
gazetesi ile o gün yollarım ayrılmıştı. 20 günü aşkın bir kabus sonrası binadan
çıkarken içimde en azından o kaostan kurtuluyor olmanın rahatlığı vardı. Ama
bir yandan da nereye savrulduğumun bilinciyle hissettiğim o tarifi zor sızı…
Alnımın akıyla yaptığım işim, ekmeğim, bir kişinin
buyruğuyla elimden alınmıştı. Hatam olsa neyse de bir hiç uğruna tüm düzenim,
hayatım allak bullak edilmişti.
O günler etrafım çok kalabalıktı… ‘Yanındayız, sana iş yok
mu, senin gibi birine bu yapılmamalıydı’ tarzında her türlü destek dile
getiriliyordu…
Tam 3 yılı tamamladım… Anlatmakla bitiremeyeceğim ve değil
yaşamak, asla hatırlamak istemeyeceğim 3 koca yıl…
Varmış yazgıda, yaşıyorum…
Fenerbahçe muhabirliği yapıyordum. Sevenim, sevmeyenim
vardı. Yüzüme karşı olmasa da arkamdan konuşanın da çok olduğunu biliyordum.
Açıkcası zaman zaman ayırmakta zorlanıyordum. Gazetecilik öyledir. Çok pohpohlanırsınız.
Biraz iyi niyetliyseniz, yüksekten uçmak o kadar kolaydır ki… Mutlaka benim de
uçtuğum dönemler olmuştur ama açıkcası ayaklarımı hep sağlam basmaya çalışırken
dost edinmekti ilkem…
Şimdi bakıyorum etrafıma… Kalmış dostlarımla mutluyum. Burada
tek tek isim vermek doğru olmaz. 1-2 ismi unuturum. Bu da beni çok üzer…
Hakkımda öyle ya da böyle zamanında konuşan herkes bugün
durum değerlendirmesi yapsın. Kalben rahat olanlar zaten yanımda.
Çok garip şeyler yaşadım bu süreçte. Müdürler, patronlar vardı
çalıştığım dönemde, ‘Deniz çok iyi muhabir’ derlerdi. Nedense sonra onların
mesleklerinde açıkta kalmış birilerine karşın en ufak bir çabalarını görmedim.
Açık konuşmak gerekirse… Değiştirmediğim, inandığım bir habercilik tarzım
vardı. Beni de pek yanıltmadı bu tarzım. Ama Fenerbahçe’de birilerinin işine
gelmediğinden hep yıpratılmaya çalışıldım. Sağolsun, çalıştığım 4 müdürüm bana
inandıkları ve haklı olduğumu bildikleri için hep bana sahip çıktılar. Ama
işsizlik sürecimde bana el uzatan kimse şimdilik çıkmadı. Çünkü benle çalışmak
demek bazılarını karşılarına almalarını gerektirirdi ki buna ne gerek vardı! O
zaman bana niye zamanında uzaktan iltifatlarda bulundular, asla çözemedim.
‘Yalancıdır Deniz’ deselerdi keşke…
Geçtiğimiz günlerde yine bloğumda ‘Duruş’ başlıklı bir yazı
yazmıştım. Ben de gazetecilik sürecimde mesleğimle ilgili duruşumu hiç
bozmadım. Oysa o kadar çift karakterli insanlar gördüm ki… Fenerbahçe başkanı
Aziz Yıldırım’ı yanımda eleştiren onca kişi an geldi hep Yıldırım’ın yanında yer
aldı. Hatta şu an bile Aziz Yıldırım’ın yanında yer alan o kadar insan
biliyorum ki Yıldırım’ın ‘Fenerbahçe düşmanı’ diye nitelendirdikleri muhalefet
isimlerin yanında gizli gizli çaya çorbaya gitti. Hala da gidiyorlar. Öyle bir
sahte dünya karşısında ben duruşumu bozmadım, inandığım yerlerde yer aldım…
Faal gazeteci iken şike haberlerinden spor muhabiri olarak
uzak durdum. Hukuk, polis muhabirliği bana uzak olduğundan. Takipte kaldım. Bir
tek şeyi savundum: Bu işte kimin adı geçiyorsa, camiasını, futbolu kaosa
sürüklememek adına bir süre sahalardan çekilmeliydi. Nasıl olsa dönüş yolu
açıktı. Şu an konum değil ama şu an bakıyorum da şike muhabbeti hala bir
açıklığa kavuşamadı. Futbol dünyası ise kaos ve birbirinden nefret insanlarla
doldu taştı… Neyse…
Muhabirliğim süresince belli kesimler tarafından hep
birilerinin maşası olduğum nedeniyle uyarıldım, nasihatlarla veya tehditlerle
karşılaştım. Kullanıldığım söyleniyordu. Şimdi bakıyorum da o maşası olduğum
iddia edilen kişiler 3 yıldır yanımda. Diğerleri farklı güçlerin peşinde. Hele
o sanal ortam tosunları… ‘Kullanılıyorsun, yüzüne bakmazlar’ görüşü altında
neler yazdılar, çizdiler… Güldüm geçtim. Tosunlar da bilsinler ki onlar
dostumdu ve hala dostlarım. Daha bana ne kadar katlanırlar bilemiyorum ama hayattan
bezdiğim anlarda bile onların verdikleri moralle yaşam mücadelemi sürdürüyorum…
Çalışırken de ayrıldığımda da yaşamımda dostlarım vardı.
Gerek meslekten, gerekse farklı yerlerden. Yanımda kendilerini hissettirenlere
gönül borcum daimidir. Düş kırıklıklarım da baki! J
Cumhuriyet gazetesine
genç yaşımda ciddi emek verdim. Kurum olarak şu süreçte beni düş kırıklığına
uğrattı. Açıkcası buna çok üzüldüm. Ama kardeş dediklerim yanıltmadı ki bu
büyük mutluluk oldu.
Yine bloğumda ‘Niye gazeteciliğe devam etmiyorum’ diye bir
yazı yazdım. Arayanlar, duyduklarım bana gösterdi ki Sabah gazetesinde de ciddi
dostlarım olmuş.
Ayrılma nedenimi tekrar etmeme gerek yok. Onla da ilgili
diyeceğimi yine bloğumda yazmıştım. İpimi çeken Serhat Albayrak’ı bu 3 yılın
büyük çoğunluğunda andım. Haklı bir yönü olabilir mi diye tarttım ettim…
Bulamadım… Ah’ım hep üzerinde olacak. Başkalarının ki de… Bu konuda tek
olmadığımı biliyorum. Benle beraber ona hakkını helal etmeyecek çok gazeteci, insan var. Bir yönetici olarak amacı nedir, ulaştı mı ulaşamadı mı bilemem… Ama bir
patron olarak görüntü bence ortada…
Bu 3 yıllık süreçte çok arkadaşım işsizliğe itildi. Bir de
aramızdan ayrılanlar oldu. Son olarak Erkan… Daha Süleyman’ı unutmadan…
Gazetecilik kan kaybederken belki de şanssızlığım meslek adına hiç olumlu bir
şey yaşanmadı… Yeni bir gazete, yeni bir kan olmadı… Aksine kapanan kapanana…
Kendi branşıma gelince… Fenerbahçe’nin 15 yıllık yönetimi hedefine yaklaşmaya
başladı, kendi cephesinde medya gücünü arttırdı. Düzenin adamı olanlar çoğunluğa
geçti.
Sabah’a geçtiğimde ciddi bir haber yarışı yaşardık aramızda.
Kimse kusura bakmasın, özel haber belki de yüzde 80 azaldı. Bu tablo geniş
anlamda tüm medyaya da yansıdı kanımca…
Bu durumda sanırım fazla da gazeteciye gerek yok artık!
İyi veya kötü adamımdır, huylu veya huysuzumdur bilemem… Tek
bildiğim… Alnımın ak olduğu ve inandığım doğrultuda zamanında iyi habercilik
yaptığım…
Durum böyleyken ben ve benim gibilerin meslek dışı kalması
beni çok şaşırtmıyor…
Çok sevdiğim arkadaşlarım hala yollarına devam edebiliyor.
Gaz- pedal dengeli gidiyorlar artık… Dilerim hepsi sonuna kadar gider,
ekmeklerinden olmazlar…
Bu bir gazetecinin en kara gününün 3. yılında yazdığı bir iç
dökme yazısı oldu… İyi ki eşim, ailem ve dostlarım var… Ve bu süreçte en büyük ilaçım
olan kızım…
2 yorum:
İç burkan, net bir yazı. Bir de tavsiyem olsun. Zaten bünyesine almamak için her türlü ali-cangizin oynandığı bu camiadan uzaklaş hem de koşar adım.
Elbette uzaklaşmak da bir çözüm.. Ama 20 yıl bu işi yapmış birinin alternatifi de çok olmuyor, olamıyor :( DD
Yorum Gönder