Mevsimler insanların yaşam şartlarını dinlemiyor.
Yine yaz geldi… Malum tatil zamanı… Ekonomik şartlar ağır.
Böyle olunca herkes kesesine uygun çözümlerle nefes almaya gidiyor, çoluğuna
çocuğuna kısa da olsa bir şekilde yazın anlamını yaşatmaya çalışıyor.
Tatil beldelerinin ağlayan tablosu, sizi bilmem ama beni
şaşırtmıyor. İyi dönemlerde bile turizmi bir gelir değil, fırsat kapısı olarak
görenlerin şişirdikleri fiyatlar sonrası bu dönem durum daha da içler açısı
oldu sanırım.
Bodrum, Çeşme, Marmaris gibi gözde tatil mekanları yıllardır
şehirdeki yorucu hayatı kendi yerlerinde de yaşatırken, soygun fiyatlarla zaten
tartışılır olmaktan kurtulamıyorlardı. Büyük şehirlerin yoğun, boğucu hayatını
oralarda yaşamanın anlamını zaten hiç çözememişimdir.
Uzun yıllar önce Torba’da bir otelde kalırken ailece günü
birlik bir Bodrum turu yapıp denize girelim demiştik. Açıkcası plajlarda ahlaki
ve mantıki değer taşıyan bir rakamla karşılaşmazken, denize girecek halka açık
bir yer de bulamamıştık.
Tablonun tüm bu gözde yerlerde giderek daha vahim bir hale
büründüğünü görüyor, duyuyoruz…
Eğer yetkililer rant dünyasına set çıkıp bir yol yordam
bulmazlarsa, ülke turizmi daha da kötüye gidecektir. Nüfusunun yüzde 2-3’ünü
ancak oluşturan zengin tayfasıyla bu sektör, milyonlarca insana ekmek kapısı
olmaz. Yunanistan’ı, Bulgaristan’ı tercih edip giden çok insan görürüz… Çok da
yazık olur…
Hep inandığımdır… Bu ülke 4 mevsim turizmiyle, eğer iyi
idare edilirse hiçbir yerden kazanmadığı parayı yerli – yabancı üzerinden kazanıp
ekonomisini düzeltir. Ama izlenen yol böyle gitmiyor maalesef… Yabancıya
bakıyorsunuz, ne kadar para harcamaktan kaçan ülke insanı varsa memleketimizde.
Vatandaşlarımız ise alternatif planlamalar içerisinde.
Yol demişken…
Yollar ayrı bir dünya… Herkes uyarmıştı, gerçekten de radar
konusunda ciddi bir sıkıntı var.
Gördüğüm ülkelerin çoğunluğunda vatandaş uyarılır. Sağlıkla,
güvenle gitsin diye tedbirler alınır. Elbette ceza vardır, almışlığım da vardır
yurtdışında. Ama böyle bir tuzak sistemi hiç görmedim…
Sanki hedef uyarmak ve güvenli yolculuk sağlamak değil,
tuzağa düşürüp cezalarla para akışı sağlamak…
90 km diyor, virajı döndüğünüz an 70 km çıkıyor karşınıza.
Yavaşlama gayretindeyken bu 50 km uyarısıyla karşılaşıyorsunuz. Derken yeniden
90 km serbestliği. Tüm bunlar 600-700 metre mesafe içerisinde yaşanıyor.
Yollara hız tespit yerleri yapılmış. Kondukları demirden
iskelelere bakıyorsunuz, pırıl pırıl. Belli ki her yere yeni döşenmiş.
Yıllarca gittiğimiz yollarda kameralar 4’e 5’e katlamış…
Hedef buram buram hissediliyor!
Evet, hız felaket. Ahlaksızca araç kullanmak büyük suç. Ama
bu kadar tuzakla bu sistem düzelir mi? Onu bilemedim. Fren – gaz yapayım derken
insanın tüm dikkati cezalara takılıyor.
Sanırım bu havayı bir şekilde düzeltmek lazım…
***
BİR DAMLA FENERBAHÇE…
Ülkemizde futbolun kaderi klasiktir.
Şampiyon olan takım rahattır. Geri kalanlar büyük bir panik
yaşarlar. Öyle ya da böyle şampiyonluk kaçmıştır ya, büyük panik yaşanır. Her
şey silbaştan olur…
Fenerbahçe bu sezon şampiyonluk mücadelesi verirken
hakemlerden, TFF’den, yayıncı kuruluştan, medyadan büyük dertlenmeler vardı.
Büyük çoğunluğun kabul ettiği ‘yapı’ diye adlandırılan ortamdan sürekli şikayet
edildi. Ne zaman ki işin rengi belli oldu, hepsi unutuldu, oklar tamamen Ali
Koç ve ekibine yöneldi. Elbette haklı olunan çok nokta var ama bu kadar tek
yönlü mü kaçtı şampiyonluk, uzun uzadıya tartışılır…
Şimdi yazacağıma çok karşı çıkan olabilir ama neyse ki, bana
göre, Mourinho ilahlara kurban edilmedi. Eğer Fenerbahçe veya bir başka Türk
kulübü Mourinho gibi bir markaya 2. şansı vermeyecekse… Hedef kim olmalı,
bilemiyorum…
Sezon bitimiyle Ali Koç’a yönelik bir imza kampanyası hayata
geçti ki bu kadarı ülkemizde ilk kez yaşandı. Demokratik bir hamleydi,
Fenerbahçe’ye kısmet oldu. Üstelik Ali Koç eylül ayında kongre olacağını
açıklamasına karşın kampanya devam etti. Hedef sezona girerken bu kargaşanın
sona ermesiydi ki yine bana göre doğru olanı da buydu, olmadı…
Başkan Ali Koç usta bir manevrayla işi eylüle bıraktı. Böyle
olunca transferde ivedi bir şekilde büyük hamleler beklendi, o da olmadı…
Çok ağır gidiyor transferler. Gelenler her zaman olduğu gibi
‘büyük yıldızlar’ olarak lanse ediliyor ama bu, herkesin her zaman kandığı
klasik bir tablo… Daha geçen sezon başı, ara transferde gelen isimler de aynı
şekilde sunulmamış mıydı Fenerbahçelilere?
Futbolun kaderidir, sezon başlarken daha ilk hazırlık
maçında hakemin düdüğü çalmasıyla bir çok problem unutulur, sahaya odaklanma
başlar.
İlk maç sonrası Syzmanski’nin ne kadar formda olduğu, Archie
Brown’un ne kadar iyi başladığı konuşulur oldu. Maalesef bu erken umutlar hep
olurken bir bölüm de kadronun eksikliğinden dert yanıyor ki bu da doğru. Ama
eksik yerlere kim alınırsa alınsın, o yeri dolduracağının garantisi de yok…
Futbolun sabır ve istikrar temelli olduğunu nedense hep
unutan bir iklimiz…
Bir ilk yaşanıyor Fenerbahçe’de dedik… Malum eylülde kongre
yaşanacak. Şimdilik 3 resmi aday gözüküyor, Ali Koç, Hakan Bilal Kutlualp ve Sadettin
Saran. Şahsi düşüncem merakla beklenen Aziz Yıldırım’ın da aday olacağı ve
sonrasında Hakan Bilal Kutlualp’in çekileceği şeklinde.
Hakan Bilal Kutlualp’e bir parantez açmak gerekir
kanısındayım. Seversiniz sevmezsiniz bilemem ama nisan ayında gayet demokratik
bir şekilde, üstelik doğru adreste resmen adaylığını açıklamasına saygı duymak
gerekir. Herkes orada burada konuşurken Kutlualp doğru adreste, başkan ve
yönetimin önünde, Divan Kurulu’nda adaylığını açıkladı. Ve yarıştan
kopulmuşken. Bundan daha doğru bir tavır ne olurdu, bilemiyorum. Bu nedenle
kendisine her Fenerbahçelinin saygı duyması gerekir.
Ben yine de yarışta Koç, Yıldırım ve Saran’ın olacağı
kanısındayım. İlerleyen yazılarda her biri ile ilgili naçizane düşüncelerimi
açıklayacağım. ‘Bize ne’ diyenler lütfen okumasın. İlgilenenlerin yorumlarını
merakla bekleyeceğim.
Bu yazıda son olarak bir de ortamla ilgili üzüntümü dile
getirmek istiyorum. Tarafı ne olursa olsun, herkesin Fenerbahçe’nin iyiliği için
konuştuğunu biliyorum ama genel üslup çok üzücü. Eski başkana, mevcut başkana,
olası başkana… Kime olursa olsun eleştiriler, övgüler elbette olabilir. Ama bu
kadar hakaret dolu yorumlar beni üzüyor. Elbette adı geçen adayların da
geçmişte veya bugünlerde çok yanlış ifadeleri oldu, olacaktır da. Bunları inkar
etmiyorum. Ama bu yanlış tavırlara, sözlere devam etmek Fenerbahçe taraftarına
uymuyor, yakışmıyor. Camia bu üslubu sürdürdükçe adaylar da camiaya uygun
konuşuyor hale geliyor ki bu Fenerbahçe duruşuna yakışmıyor. Hem de hiç
yakışmıyor…
En büyük sıkıntı olan trollerin seviyesine düşmemek gerekir…
Fenerbahçe taraftarına ne paralı köpekler denir, ne de
ciğersizler…
Bu ortama Fenerbahçe ailesi izin vermemeli, yanlışa sahip
çıkmamalı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder