Çok zaman olmuş yazmayalı… Sanırım nedenlerini okudukça siz
de anlayacaksınız…
‘Yazarken kendimi özgür hissediyorum’ demiş Orhan Pamuk…
Mesleği gazetecilik olan, 25 yılı aşkın sürede diğer işlerde
bir yerde tıkanıp kendince yazarak ekmek parasını çıkarmış benim için de yazmak
hep bir keyif olmuştur…
Asla bir yazar falan değilim. Gazetecilikle uğraştım hep.
Temelde de spor muhabirliği yaptım. Yani yıllarca haber peşinde koştum. Eğri
doğru bir şeyler başarmış olmalıyım ki uzun yıllar, arkasında medyadan hiç
kimsesi olmayan biri olarak ekmek paramı çıkarttım. Hatta sürekli basın kartına
bile hak kazandım.
Aklımda haber dışında hep özgünce, kendime göre bir şeyler
karalamak da vardı.
Bu blogdaki geçmiş yazılarıma bakanlar görürler. 3 Temmuz
sürecinde, hakkımı asla helal etmediğim bir kesim tarafından işimden
koparıldım. Kızım 10 aylıktı. İşten uzaklaştırılmama sebep olan iddiaların hiç
biri de doğru değildi… Doğru da çıkmadı…
Yandaş medyada ‘kara liste’ içine dahil edilince iş bulmak
da oldukça zor oldu benim için.
Yazmak istiyordum. Öylesine, her telden. Kuzenim Melda’nın
yönlendirmesiyle bu sayfayı hayata geçirdim.
Arada çalışabileceğim kısa süreli yerler çıktı. O dönemlerde
burayı aksattım. Sonra zaman oldu yine bir şeyler karaladım. Ancak son dönemlerde
mesleğim açısından oldukça zorlu bir dönem başlayınca ben de birçok meslektaşım
gibi çalışacak, karalayacak bir yerler bulmakta zorlandım.
Süreç bir de ‘youtuber’ denilen, digital medyada etkinlik
başlattı. Bizler gibi mesleğin kökeninden gelen orta yaş insanlar için
teknolojik ağırlıklı bu yol oldukça zor. Ne eğitimimizde var, ne de
deneyimlerimizde…
Hele de bu yolun içeriği bize tamamen dikenli. Zamanla
ilerleyen yazılarda bu yolun neden bizlere dikenli olduğunu anlatmaya çalışırım
ama kısaca bir şeyler demem gerekirse… Bizlerin bir haberi yanlış çıktığında
büyük sıkıntı yaşardık içimizde. Bir de saygı unsuru vardı. Yönetici olsun,
meslektaşımız olsun; bir yerde karşılaştığımızda yüzüne bakmaktan utanacak
noktaya gelmekten çekinirdik. Bir edep ve üslup vardı iş hayatımızda. Şimdi
bakıyorum da herkes, etkileşim denen illet adına, ağzına geleni rahatlıkla
söylüyor. Kavgalar, gürültüler… Hele de haber konusunda… İddialar havada
uçuşuyor. Doğruluk payı malumunuz, yerlerde. Ama olsun, salla gitsin. Nasıl olsa
hesap soran yok…
Pek bizlere göre değil…
Geliriz bu konulara da…
Sonuçta son olarak Flash Haber TV deneyimi de yaşadıktan
sonra ki ilk televizyonculuk maceram oldu, yine mesleki açıdan açığa çıktım.
Flash’dan bir gün bahsederim. Bu kadar güzel başlayıp malum düzene ekiple
beraber boyun eğmek son derece üzücü oldu.
Şu aralar bir iş de olmayınca ve akıl bir şeyler anlatmaya,
ifade etmeye kalktıkça, şimdilik tek mecra burası gözüktü. Düşününce güzel de…
Okumak kimlere göre, o tartışılır… ‘Söz uçar, yazı kalır’
ilkesine inanan biri olarak ben inandığıma devam etmek istedim…
Bu kadar meslek hayatı sonrası bu kadar mı az teklif geldi
diye sorgulayanınız olabilir, haklısınız. Aslında gel yaz, gel programa çık
diyenler fazlasıyla oldu. Manen güzel de yaklaştılar.
25 yılı aşkın Fenerbahçe takibi sonrası deneyimlerimin
değerinden hep bahsedildi. Açıkcası fena da değildi yaşadıklarım. Güzel
tepkiler aldım yazdığım yerlerde, çıktığım programlarda. Keyifliydi…
Ama hep unutulan bir şey vardı: Bu benim mesleğimdi! Nedir mesleğin
tanımı… ‘Bir kişinin belirli bilgi, beceri ve eğitimle sürekli olarak yaptığı
ve geçimini sağladığı iş’
Bana gelenlerde büyük çoğunlukla aynı sıkıntıyı yaşadım. ‘Şu
an belli bir gelirimiz yok, olursa beraber kazanırız’ ifadesi çoğunluktaydı. Ve
çoğuna ‘Tamam’ dedim ama o ‘geçim
sağlama’ noktasına gelmek, bu meslekte oldukça zorlaştı.
Bu durumda insanın da keyfi kaçıyor ister istemez. Yeni
yolum böyle olsun, kendi yerimde olayım diyerek bu dönem için buraya dönmeye
karar verdim.
Sağdan soldan, içimden geldiğince yazacağım…
Ama elbette Fenerbahçe…
Bazen yazıların dibinde olacak… Bazen ana konusu… Ama hep
olacak… Zira Fenerbahçe benim hep yaşamımda oldu. Her yönüyle… İyi ki de oldu!
Büyük bir pastadır Fenerbahçe… Herkes faydalanmak ister.
Bunu kabul etmek gerekir. Bana da zaman zaman ‘Fenerbahçe’den para kazanıyorsun
ama eleştiriyorsun’ denmiştir…
Ben Fenerbahçe’nin kendisinden hiç para kazanmadım. Ayıp mı Fenerbahçe’den
para kazanmak? Elbette değil. O çatının altında çalışıp para kazanan herkese saygım
büyük. Neden olmasın? Ama ben mesleğimden para kazandım. Konusuydu Fenerbahçe…
Başka bir kulüp de olabilirdi. Siyaset, ekonomi, magazin… Hepsi olabilirdi. Ben
sporu, Fenerbahçe’yi istediğim için böyle oldu…
Organik bir bağım olmadı kulüple. Olabilirdi de, sorun değil
ki… Ama kısmet değilmiş… Sonuçta yıllarca inandığımı söyledim, yazdım,
konuştum… Bazen Fenerbahçelilerin hoşuna gitmedi. Yine gitmediği günler
olacaktır, çok normal… Saygılı bir şekilde her türlü eleştiriye açık olmaya hep
devam ettim. Ama ‘Bu herif aslında X taraftarı, burada Fenerbahçe’yi yaralamaya
çalışıyor’ diyen insanlara gülmekle beraber kızdığım anlar da oldu… Verecek
cevap bulmakta hep zorlandım bu akla…
Bu seferlik böyle başlayalım… Yorumlarınızı, taleplerinizi,
merak ettiklerinizi iletebilirsiniz.. Blog üzerinden yaparsanız sevinirim…
***
BİR DAMLA FENERBAHÇE…
Her yazının sonunda Fenerbahçe olacak dedim, ona da
başlayalım…
Yıllarca Fenerbahçe’yi takip ettim.
Genç bir taraftar olarak… Sonrasında bir gazeteci olarak…
Her döneminde aklımın yettiğince bir fikrim olmuştu…
Şu dönem hariç!
Bir kere en çok alıştığım, Fenerbahçe’nin her sezon başına
‘transfer şampiyonu’ olarak imza atmasıydı. İlk idmanda yeni futbolcuların
fotoğrafları modaydı. Gözler hep onlarda olurdu…
Son günlerde bir hareket başladı ama takım sezon açarken
böyle bir tablo hiç alışık olmadığım bir görüntü oldu…
Takımın belki de en çok transfere ihtiyaç olduğu sezonda
neyse ki gelenler başladı. Her zaman olduğu gibi gelenler isimler iyi
gözüküyor, iyi parlatılıyor, iyi hamleler olarak gösteriliyor. Buna da alışığız
hep birlikte sanırım. Önemli olan sonrası… Dilerim adaptasyon hızlı olur ve
sezona iyi bir giriş yaşanır. Aksi takdirde, eylülde planlanan kongre öncesi
mevcut yönetim için çok zorlu bir süreç içine girilir. Aynı şekilde, olur da
yönetim değişirse öyle bir tablo yeni yönetimi de o aylarda göreve geldiği için
zorlar.
Transfere çok ihtiyaç var dedim ama…. İnandığım bir şey de
aslında nokta atışlar ve doğru idare ile her şeyin yoluna girmemesi için bir
engel de yok. Zamanla olacak gibi gözüküyor ama zaman çok değerli. Keşke şu
günlerde kongre gündemi ortadan kalkmış olsaydı. Bugünlerde bu iş bitmiş bile
olabilirdi ama olmadı, yanlış yapıldı…
Kongre savaşına da değinmeye çalışacağım ama benim öncelik,
Fenerbahçe’nin sezona iyi başlaması…
O hava var mı? Maalesef ben göremiyorum. ‘Trol’ olarak
adlandırılan birilerinin gazıyla da bu hava olmaz. Fenerbahçe anlamalı ki
‘trol’ kavramı, iktidar olsun, muhalefet olsun, kontrol edilmedikçe ki
edilmiyor, camiaya büyük zarar veriyor, böldükçe bölüyor…
Hava demişken… Fenerbahçe kapalı kapılar ardında sezon açtı.
İlk hazırlık maçı TV’den bile yayınlanmadı. Eskiden ‘sezon açılışı’ diye bir
mentalite vardı. Futbolcular o tribüne koşan onbinlerin sevgisi ve coşkusu
sonrası nasıl bir göreve soyunduklarını ilk günden canlı canlı anlarlardı.
Çok mu korkuluyordu tepkiden.. Tokmak elde… ‘Açılışa gelen
her yetişkin bir de 16 yaş altı Fenerbahçeli getirmeli’ denirdi… O stat yine
dolardı… Hava güzel olurdu…
Ayrıca Fenerbahçe taraftarı asla ve asla kendisinden bu
kadar çekinilmeyi hak etmiyor!
Yaşanan gerilimler, sıkıntılar, kavgalar… Hepsinin
farkındayım… Ama çekinmek, korkmak başarının önünde engeldir. Yapılsaydı
cesurca bir sezon açılışı, 2-3 erken bitmiş transferle bugün camianın
psikolojisi biraz daha pozitif olurdu kanısındayım. Tüm tehlikesine karşın,
buna cesaret edilebilirdi… Hele de küçük yaşlardaki nesil için…
8 yorum:
Fikrine eline sağlık🙏👏
👏👌
Kaleminin ve yüreğinin ne kadar sağlam olduğunu biliyorum abi 🙏🤗
Kalemine sağlık 🙏👏👏👏
Teşekkürler
🙏
Teşekkürler kardeşim…
Teşekkürler abi 🙏
Yorum Gönder