Gelen mesaj veya tepkilerden Fenerbahçe hakkında daha çok konuşmam istendiğini gözlüyorum. Bu çok zor bir durum. Zira 70 milyon nüfusunun 40 milyon civarındaki vatandaşının teknik direktör olduğu bir ülkede konuşmak çok tehlikeli. Maçtan maça izlediği takımına gazete veya dergi haberleriyle 'teşhis' koyan milyonların yanında ben ne diyebilirim ki... Hele de herkesin gözünde farklı bir yerlere betona çakılan çivi misali yerleştirildikten sonra kime inandırıcı gelebilirim ki? Yıllarca bunun sıkıntısını yaşadım durdum. Takdir ettiğimde 'yalaka', eleştirdiğimde 'Fener düşmanı' ilan edilip durdum.
Ancak... Bir kısım insanla hep seviyeli, karşılıklı saygılı bir ilişkim oldu. Saygı çercevesinde inanılmaz güzel bir üslupla F.Bahçe'yi tartıştık. Umarım onlar burada beni izleyenler arasındadırlar. 6 haftanın sonunda kısa bir şekilde Fenerbahçe gözlemimi yazayım. Kim olarak mı? 15 küsur yıldır haftada 7*24 bu takımı takip etmiş biri olarak.
Baştan rica edeyim... Her türlü eleştiri ve fikrinize açığım. Hem de tüm saygımla... Ama 'Sen zaten şöylesin, şunun adamısın, o nedenle şunu bunu yazıyorsun' sığlığıyla yaklaşım ihtimaliniz varsa, ne olur okumayın. Kendinizi sinir, beni de meşgul etmeyin...
6 haftada gelinen nokta açıkcası beni hem puan, hem de futbol açısından oldukça şaşırttı.
Puan hesabına bakarsak... Gaziantep ve Kayseri gibi zor gözüken 2 deplasmanın yanı sıra yine Mersin deplasmanı ve İst. Belediyesi maçlarını içeren bu dilimde 16 puanun çok ciddi bir başarı olduğu kanısındayım. Geçilen her kayıpsız hafta derbi dönemlerinde Fenerbahçe'ye gerekirse bir beraberlik lüksü tanıyacaktır. Bana göre en büyük avantaj Kayserispor ve Gaziantepspor'un sezona çok kötü bir giriş yapmaları oldu ki bu da 2 maçta 6 puan getirdi. Geçmiş yıllarda bu 2 deplasman her zaman sıkıntı yaratırken bu sezon bu başarıyla geçildi.
Beğenir beğenmezsiniz bilmem ama Aykut Kocaman için her zaman söylediğim bir tespitim oldu: F.Bahçe iyi de oynasa kötü de oynasa Kocaman döneminde öncelikle kazanma alışkanlığını öğrendi. Şimdi de bu başarıyla sürüyor.
Bu 6 haftalık süreçte beni düşkırıklığına uğratan, sahadaki beklediğim hırsta futbolu görememek oldu. Yaşanan şike kaosunun hırsıyla ben Fenerbahçe'den çok farklı galibiyetler bekledim. Evet, futbolda elbette bazı şeyler kolay olmaz, maçlar kolay kazanılmaz. Ama yaşanan o süreçte futbolcuların hırsını, geçen yıl kazanılan şampiyonluğa sahip çıkılış tarzını görünce anormal skorlu galibiyetler olacak diye tahmin ettim. Mesela ilk Ordu maçında o hırsın büyük bir fark yaratacağı kanısındaydım. Ayrıca yılladır oturtulan sistemin, aynı hocayla devam etmenin büyük avantajlar getirmesi lazımdı. Santos ve Lugano'nun ayrılışı belki bir sıkıntı. Ancak defansif anlamdaki bu 2 kayıp takımın hücum gücünü etkilememeli. Niang dersek yerine gelen Bienvenue seçeneği var. Hiç oynamamış Emenike ile oynayamamış Guiza'nın ayrılıkları çok etkili olmasa gerek.
Fenerbahçe'den, daha doğrusu Aykut Kocaman'dan bir beklentim de takımın oyun sisteminde artık daha bir zenginlik kazanması. Sürekli aynı mentaliteyi izler gibiyiz. Olacak değişikliklerde herkesin tahmin oranı yüzde 70-80 gibi.
Ve maalesef maçlar sırasında sürekli en büyük umut sürekli Alex oluyor. Alex'in fubolculuğuyla birlikte adamlığına, insanlığına, profesyonelliğine bir şey söyleyen muhtemelen taş kesilir. Geçen yıl küstürülme noktasına getirilmesine karşın bir futbolcu savaşını, mücadelesini sürdürüyorsa bu Alex'tir. Alex'in onla bunla karşılaştırılmasından nefret ediyorum. Her büyük futbolcunun özelliği kendinedir, farklıdır. Ancak: Geçen yıl bu Alex zaman zaman oynatılmazken istenmeyen adam noktasına taşınır olmuştu. Kaldı, şampiyonlukta büyük rol oynadı. Ve... Ve Fenerbahçe'yi bırakmadı. İşte bunu kim yapardı, bence konuşulması gereken bu. Onun bu duruşunu kim sergilerdi?
Maçlar yine yoğunlukta Alex'in inisyatifinde. Bundan bir an önce kurtulmamız lazım. Onca yıllık gözlemimdir ki Fenerbahçe'de sıkıntının başladığı anlarda tüm futbolcular sahada umudu Alex'e bağlar. Bu hastalıktan kurtulmak şart. Kurtulunursa, Alex'in katkısı, rahatlığa orantılı daha da artar.
Az önce şike kaosu sonrası futbolculardan daha hırslı bir tavır beklediğimi söylemiştim. Bu noktada ısrarlıyım. Gole, başarıya doymayan, rakibini deli gibi boğan bir Fenerbahçe bekliyorum. Yaşananlar büyük sıkıntı kuşkusuz. Bu her futbolcuya doping etkisi yapmalı. Ama bazı isimlerde üzülerek bunu göremiyorum.
Bir de anlamadığım Stoch'un durumu. Tamam, Mersin maçında ciddi kötüydü, çok fırsat harcadı. Ancak geçen yıl şampiyonlukta bu kadar etkili olduktan sonra bu sezona beklemedik bir başlangıç yaptı. Kulübeye çakıldı. Fortma bulamadı. Adeta ayarı bozuldu. Şimdi bu ayarsızlıkla oynuyor. Bence daha çok şans verilmeliydi. Yetenekli, istekli, güçlü bir oyuncu. Yaşı itibarıyla da fazlasıyla yatırım yapılacak bir isim. Ama bir küserse yazık olur. O çizgide dolaştığını da duyuyorum ve üzülüyorum.
Bundan sonrası için tahminim... Mutlaka bir bocalama dönemi olacaktır. Yeterince avantajla böyle bir döneme girilecek gibi. Puan kayıpsız gidişat çok büyük avantaj. Mantıklı düşünülürse bu elbette böyle gitmez. Fenerbahçe taraftarı geçmiş yıllarda kötü süreçlerde takımına sahip çıkmayı fazlasıyla öğrenmişti. Yine öyle olacaktır. Taraftar yoğunluğunu saha içine verdiği sürece 12. adamdır ki bu giderek artıyor Fenerbahçe'de. Beşiktaş maçını kenara koyarsak G.Birliği deplasmanına kadar olan süreç puan kayıpsız bitirilebilir. Özellikle ilk yarının son 4 haftası zor gözüküyor. Ancak geçtiğimiz yıllarda Fenerbahçe puan kayıplarının büyük çoğunluğunu küme düşen takımlara karşı yaşarken derbilerde hep bir adım öndeydi. Bu özellik sürdürülürse ilk yarı bitimince ciddi bir puanla lider olunması içten değil.
6 haftanın bitiminde aklıma gelen böyle bir tablo oldu... Bilmem siz ne dersiniz... :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder