Pazar sabahı 11'de Bonanza oynardı. O saate kadar bitirilen kahvaltının ardından bir keyifle onu izlerdim. Akşam ise Dallas. O aradaki TV programları çok da fazla takip gerektirmezdi. Ya rahmetli Cenk Koray açtığı kutularla hediye dağıtırdı ya da tek kanallı TV'de şarkıları kollardım. Elbette maçlar... Hele Fenerbahçe'nin maçı pazar ise evde geçirdiğimiz o gün daha da keyifli olurdu. Gündüz saatlerinde radyoda dinledikten sonra genelde goller ancak Dallas başlamadan önceki haber bülteninde ilk kez izlenebilirdi. O da yetişirse... Yetişmezse sıkıntı var demekti. Babamdan 'Yatılacak' komutu gelirse gol rüyalarda radyodan dinlenip canlandırılmış konumunu korurdu.
Evde geçirdiğimiz, kışın ilk günlerinin genel pazar görüntüsü buydu. Biraz daha küçükken izin verilirse salonun tekli koltuklarını ters çevirip üstlerine geçirdiğim çarşafla çadır yapar ve günü içinde geçirirdim. Elbette çadırımın ağzı TV'ye dönüktü. Yemek, ders, oyun... Hepsini içinde yapardım.
Bir de mutlaka babamla Moda'dan Kadıköy çarşısına yürürdük. Bahariye üzerinden... Bahariye'de bir ben doğmadan önce tramvay varmış, bir de şimdilerde... O dönem Bahariye'den Altıyol'a kocaman dolmuşlar akardı. Onların arasında yürümek çok keyifliydi. Sırasıyla Süreyya, Ocak ve Kadıköy sinemalarının önünden geçerken büyüyüp de tek başıma, arkadaşlarımla sinemeya gideceğim günlerin düşünü kurardım.
Artık Süreyya sineması yok, yerine ayda 4-5 gece misafir ağırlayan opera salonu var. Ocak sineması kalmadı. Kadıköy sineması cebelleşiyor... Oralarda tarih yatardı. Şimdiler face'de, twitter'da yeni tarihleri takip eder oldum. 'X cinema centerda film keyfi' Onlar yazınca öğreniyorum ne nerede oynuyor sanki! Harbi şu 'keyif' lafına fena hastayım. Keyiflerinizi bizi kıvrandırıyor. Neredesiniz, ne yiyorsunuz.. Çok merak ediyoruz. Yazın ki bilelim. Sonra yaşamlarımız içimize sinmiyor. Nereye gittiniz veya ne yiyorsunuz... Ne keyfi yapıyorsunuz... Bu merakları giderin.. :) Yazmayınları hor görün... Bizler bir bok yemiyoruz... Sürünüyoruz... Perişanız... :)
Bir gün değişiklik yapın. Yaptığınız keyfin farkını belirtin. Mesela Boğaz'ı farklı bir açıdan mı gördünüz? Yediğiniz yer çok mu ekonomik? Balığı pişirirken mesela derisini parçalamayacak kadar iyi mi pişiren yer buldunuz? Yüzdüğünüz suda yunuslar mı dolaşıyor? İçtiğiniz rakının anasonu mu farklı? Gittiğiniz 'cafe'nin kahvesi Yemen'den mi geliyor?
Herkesin zaman zaman yaptığı şeyleri twitter'da, face'da yazmanın anlamını çözebilen varsa beni aydınlatsın... Sevinirim...Böylece o yazılanlar benim gözümde görgüsüzlükten çıksın... Bana göre hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz...
Neyse... Maziyi anımsamaya devam edelim. Altıyol'dan babamla çarşıya yönelirdik. Hala pek fazla bir özelliğini yitirmeyen Kadıköy çarşısına. Çok da iddiaılı olacak ama dünyada eşi benzeri olmayan tek çarşı benim için... Hep yaşayan... Capcanlı... Sebze... Et... Balık.. Bunları geçin... Yumurta bile alırken alışveriş keyfini tek hissedeceğiniz yerdir Kadıköy çarşısı. Babam dönemindekiler fikr-i sabittiler. Nereden ne alınacağını baştan ezbere bilirdim. Çarşının şimdilerde tek farkı sokaklara yayılan meyhaneleri. Biraz da Beyoğlu özentisi bir tablo oluşmuş olsa da renkli oldukları kanısındayım. Çarşıda balık meyhanesi keyfi!!! Nasıl? :):):):) Hem keyif yaptığımı, hem de balık yediğimi belirtmiş olur muyum? :) En kısa zamanda....
Sonra ufaktan Moda'ya dönüş. Ve pazara evde devam. Hele de annem çadırımı yıkmadıysa benim keyfim yatana kadar sürecek demekti.
Nerden mi aklıma geldi bunlar... Uzun aradan sonra fiili olarak pazarı benzer geçirdim. Arada elbette farklılıklar oldu... TV'de kanallar arası dolaşabildim mesela. Kızım çadır kuracak yaşa henüz gelmedi, oyun parkında idare... Eşim dinlenme konumundaydı... Neler yedik neler...İnanamazsınız...:):) Twitter'da yazacam onları :):):) Yürüşümüz sırasında sanki rahmetli babam bir köşeden eşimle karşıma çıkacak gibiydi...
Değişmiyor buralar... Hayatlar... Kışa girişi hissettiren hafif yağmurlu, hüzünlü pazarlar...
30 yıl önce de böyle bir pazar kışa girmiştik.. 9 Ekim 2011 pazar günü de...
Tek eksik yitirdiklerimiz... Onları anımsamak teselli oluyor...
Hayatın tadını çıkarmaya devam etmek lazım.. Ona buna nispet etmekle değil... Kendimize yaşamakla..



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder