14 Ekim 2011 Cuma

İstanbul'u Bilmek ve Sevmek

İstanbul... Herkesin dilinde... Bugün de, dün de, 10 yıl önce de, 20 yıl önce de, çok daha önce de...
Herkesin sürekli, ısrarla hayranlığını dillendirdiği, içinde yaşamaktan duyduğu onuru, gururu ifade ettiği bir şehir İstanbul. Sosyal paylaşım sitelerindeki modalardan biri İstanbul hayranlığını dile getirmek...

Doğma büyüme İstanbul'luyum. Moda'da doğdum, orada yaşıyorum. Ben de İstanbul hayranıyım... Hayranıyım da... Bazı hayranlarını görünce 'Siz İstanbul'un nesini biliyorsunz da hayransınız' demekten kendimi alamıyorum. Kızmaca darılmaca yok...

Gel İstanbul'a. Gör şatafatı. Lüksü, sosyeteyi... Tekdüze eğlenceyi... Yaşamayı... Geçmişini hiç tanıma. Doğal özellikleri dışında bir şeyini yaşama. Sadece dönemin yaşam biçimini gör. Sonra de ki: İstanbul bir başka. İstanbul'u İstanbul yapan öğelerden, kalan doğal güzellikleri dışında hiçbirinin, altını çiziyorum, hiçbirinin bugün varolduğuna inanmıyorum...Sonradan İstanbul'a gelenler bu şehri onlara satmaya çalışanların kandırdığı insanlardan başkası değiller...

Mesela Beyoğlu... Beyoğlu gezmeleri veya geceleri... Dillerden düşmeyen... Ben çocukken böyle değildi. Bir özelliği vardı Beyoğlu'nun. Mesela alışverişe gidilirdi Beyoğlu'na. Dedem götürürdü. Kendine has dükkanları vardı. Bir heves giderdik. Sokaklar böyle hınca hınc değildi. Orası burası küpeli, dövme adı altında baştan aşağı boyanmış tipler yoktu sokaklarda. Arka sokaklar belki karanlıktı ama tercih etmeyenler Beyoğlu'nun elit ana caddesinde dolaşırlardı. Büyüdüm... Önce ailemle, sonra yalnız Beyoğlu'na yemeğe ve 'adam gibi' 2-3 kadeh almak üzere keyfe gittim. Sokakta tinerci yoktu. Ağzına içenlerin dolaştığı, kimsenin birbirine rahatsızlık vermediği görüntüler vardı. Bir de şimdilerdeki gibi g.t g.te değil, adam gibi oturulurdu. Çiçek Pasajı, Asmalı Mescid vardı yine ve bir sakinliği, içme adabı da vardı. Herkes bağırmadan konuşup birbirini duyardı. Masadan adam gibi kalkılırdı, küfelik olmak şart değildi. Şimdi kim, ne kadar güvense de 16-20 yaş arası çocuğunu güvenle Beyoğlu'na arkadaşlarıyla gönderir...

İstanbul'un dolmuşlarını kim hatırlar? 5 veya 8 kişilik Amerikan arabaları. Onlarla Taksim'den Kadıköy'e dönmek keyifti. Ya da Kadıköy – Bostancı arası gidip gelmek. Şart değildi araba, onlar olduktan sonra. Geniş, yaylı koltuklarıyla ayrı bir keyiftiler.

Sosyete mekanlarının paylaştığı Boğaz kenarları... Ne güzel di mi oralarda, ışıklı ortamlarda, sosyetenin içinde binlerce liraya 2-3 şişe bira içmek! Eskiden böyle değildi elbette. Bol bol deniz kenarında yürünürdü. Akşam oldu mu balıkçılar vardı. Yüksek fiyat çektiklerinde 'Burda tuttuğunuz balık bu kadara satılır mı' denip kafa tutulurdu. Alkollü mekanlar vardı ama soygun yoktu. Mesela insanları soymak üzere şartlandırılmış kabadayı tipli 'valet'ler yoktu, kahyalar vardı. Ne versen 'Saol beyim' diyen...
İstanbul'un 50 yerinde içilir, keyif yapılırdı. Mekan adı değildi önemli olan. Rahat edilen yerdi mesele. Hiç ummadığın bir yerde bir ünlü karşına çıkıverirdi. Mesela arkadaşım Eşek şarkısı çıktığında rahmetli Barış Manço bir eşekle Moda'da dolaşır, çocukların gönlünü kazanırdı. Çay behçesinde otururdu. Sohbet ederdi herkesle.

Kalamış'da kayık tutup gezme keyfi vardı. Sirkeci'den balık alınırdı. Yeşilyurt kamp merkeziydi hafta sonları. Kanlıca'ya yoğurt yenmeye cumartesi trafiğinde 30 dakikada gidilirdi o zaman. Çengelköy'de ucuz balık vardı. Gülhane Hayvanat Bahçesi onlarca çeşitli misafiriyle gezme yeriydi, içme değil.

Bunlar sadece benim gördüklerim... Düşünsenize... Ailem, şimdi Bokludere denilen Kurbağalıdere'de yüzermiş... Ben 43 yaşında bunları anlatırken büyüklerimin İstanbul'la ilgili neler anlattıklarını bir düşünün. Sonra bugünün İstanbul'una hayran olun!!! Nesine soruyorum, şu an İstanbul'un nesine hayransınız?

Çok sevdiğim dostlarımın içinde bir ağbim var. Zaman zaman onun teknesiyle dolaşırken İstanbul'u çok seviyorum. Çünkü uzaktan görüyorum. Her köşesi zamanında güzel yaşamlarla süslenmiş bu şehirde artık yaşamak ne kadar saygın, ne kadar keyifli! Ha şunu bilemem: Trafikten, daralmaktan, gürültüden, kazık yemekten, kandırılmaktan, bir hizmete 3-4 katı bedel ödemekten, saygısızlıktan hoşlanıyorsanız onu bilemem. O zaman şunu diyebilirim ki: İstanbul size güzel...

Sahi... Siz bu İstanbul'un nesini seviyorsunuz?

2 yorum:

Adsız dedi ki...

hep eleştiri hep eleştiri be baba..biraz rahat ol..

Adsız dedi ki...

Sevgili kardeşim... Rahatım, çünkü o dönemleri gördüm... Rahatsızım, çünkü o günler mumla aranıyor. Ama şikayetçi değilim. Hayat aslında her şekliyle güzel.
İsmini yazmamışsın ama siz dostlarla daha güzel...
D.Derinsu